Depresyon,
toplumda sıklıkla görülen, devamlılık gösteren, tekrarlayabilen, yeti kaybına
yol açan önemli bir sağlık sorunudur. Depresyon yoğun mutsuzluk,
umutsuzluk, suçluluk hissi, uyku sorunları, konsantrasyon bozukluğu, enerjisizlik
ve olası intihar düşünceleri ile giden bir bozukluktur.
Depresyonun en
yaygın görülen ruhsal bozukluklardan birisidir. DSÖ’e göre hastalık yüküne göre yapılan sıralamada depresyon tüm dünyada dördüncü sıradadır. Türkiye’de depresyon yaygınlığı
%9, yaşam boyu yaygınlığı ise %23 olduğu bulunmuştur. Depresyon özellikler bayanlarda daha sık olarak görülmektedir.
Bu bozukluğa
yatkınlığa neden olan risk faktörleri madde ve alkol kötüye kullanımı, kaygı bozuklukları, kadın olmak, erken ebeveyn kaybı, düşük sosyoekonomik düzey, ayrı
yaşama, boşanmış olma, işsizlik, daha önce depresyon geçirmiş olma, yakın
zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri, kişilik yapısı, çocukluk
döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü, ilaçlar, tıbbi
hastalıklar, hormonal değişiklikler olarak sayılabilir.
Major depresyonu
olanların yaklaşık yarısında başka bir ruhsal rahatsızlığının olduğu
bulunmuştur, bunlar alkol/madde bağımlılığı , panik bozukluk, fobiler, yaygın
kaygı bozukluğu, OKB, TSSB, somatizasyon bozukluğu, yeme bozuklukları, kişilik
bozuklukları ve yas olarak sıralanabilir.
Freud’a göre depresyonda gerçek bir sevgi nesnesi yitimi olmayabilir, bilinçdışı
imgesel bir yitimin var olması yeterlidir. Yani hasta sevdiği tarafından terk
edilmiş gibi bir kayıp duygusunu yaşamaktadır, depresyonda yitim duygusunun
eşliğinde “sevdiğimi yitirdim artık sevilmiyorum, ben artık kötüyüm” duygusu ve
buna bağlı olarak da özsaygı kaybı yaşanır. Depresyonda oral dönemde saplanma, buna bağlı
olarak güçlü bağımlılık duyguları, sevgi isteği, ayrılığa karşı aşırı
duyarlılık oluşur. Bireyin üst benliği cezalandırıcıdır. Bireyin ilişkilerinde
karşıt değerli duygular hâkimdir. Bu duygular depresyonda sevgi-nefret
ikilisidir. Sevgi bilinçli iken, nefret bilinç dışıdır. Depresyonda içe atılmış
bir sevgi nesnesi vardır ve bu nesneye karşı da aynı duygular yaşanır. Gerçek
bir duruma ya da düşüncede olan bir değişime bağlı olarak bireyde bir kayıp
duygusu oluşur. Bu kayıp duygusu ikili duyguları, yani sevgi ve özlemle
birlikte bilinç dışı kin ve nefreti tetikler. Cezalandırıcı üst benlik yüzünden kin ve nefret dışarı
yansıtılamaz, bireyin kendisine döner. Özsaygı düşer, kişi kendini değersiz, suçlu
ve küçük görmeye başlar. Yaşam anlamsızlaşır ve artık ölümü bile hak etmiştir. Böylece
depresyon oluşmuştur.
Edward Bibring’e göre depresyon; benliğin rahat uyumlu ve
değerli olabilmesi için her kişinin gerçekleştirmeye çalıştığı beklentileri
vardır. Bunlara benliğin özsevisel erekleri denir. Örn: Değerli, sevilen, tanınan
olmak; aşağı ve değersiz olmamak, güçlü, üstün, güvenli, büyük olmak; güçsüz ve
güvensiz olmamak, İyi ve seven olmak; saldırgan, yıkıcı ve kırıcı olmamak gibi.
Benlik özsaygısını koruyabilmek için bu erekleri gerçekleştirme görevini
yüklenmiştir. Kimi insanlarda bu özsevisel beklentiler çok yoğun ve güçlü
olarak sürerken bir yaşam olayı, düş kırıklığı, bir zedelenme olayı yüzünden
benlik içinde bu beklentilerin artık gerçekleşemeyeceği hissi gelişir. Böylece
benlik, kendi içinde bir çatışmaya girer. Benlik güçsüz ve çaresiz kalır,
özsaygı düşer ve depresyon ortaya çıkar.
Beck’e göre depresyon bir duygu durum bozukluğu değil,
bilişsel bir bozukluktur. Duygu durum bozukluğu bilişsel bozukluğa ikincil
oluşmaktadır. Depresyona yatkın kişilerde, yaşamın ilk dönemlerinden
başlayarak yerleşmiş olan; kendisine, geleceğe ve dış dünyaya karşı olumsuz
kavramlar vardır. Bu olumsuz kavramlar giderek olumsuz yargılara, düşüncelere
ve tutumlara neden olur. Bu düşünceler otomatiktir, farkına varmadan,
birdenbire akla gelirler. Çarpıtılmıştır, engelleyicidir, sorgulanmazlar,
direngendir. Gerçeklere uygun ve doğruymuş gibi görünürler. Bir bakıma bu
kişiler yaşam olayları karşısında olumsuz senaryolar yazarlar, böylece duygu durum
bozukluğu yani depresyon ortaya çıkar.
Son olarak depresyonun yol açtığı yeti kaybı dikkat çeken bir sorundur. Depresyon
hastalarında bozukluğun doğası nedeniyle yaşam kalitesi birçok alanda azalmaktadır.
Özellikle sosyal alanda meydana gelen bozulma diğer birçok hastalıktan daha
fazla olmaktadır. Bu yönleri ile depresyon topluma ciddi anlamda yük getiren, gerek sosyal, gerek mesleki, gerekse ekonomik alanlarda bir çok aksaklığa neden olan ciddi bir bozukluktur ve mutlaka deneyimli uzmanlardan destek alınması gerekmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder