Henüz 47 yaşındaydı, yoğun bakıma yatırılmış kontrol altında tutuluyordu, konuşmak için yanına yaklaştım.
Nerede yaşadığını sordum, oralıydı.
Eşini sordum, "öldü" dedi, 4 yıl önce kanserden vefat etmişti.
Çocuklarını sordum, "2 çocuğum vardı" dedi, "biri gençken intihar etti öldü, öbürü hayatta." dedi. Ürperdiğimi hissettim ne kadar da çok acı yaşamıştı.
Kiminle yaşadığını sordum sonra, tek kaldığını söyledi, oğlu üst katta kalıyormuş, "yeni evlendi eşi ile beraber kalıyorlar" dedi.
Ne oldu dedim neden buradasın, gelini ile anlaşamadığını anlattı, gelininin kendisini oğlundan kıskandığını söyledi, "yanımda fazladan 2 dakika kalsa kavga ederler" dedi, "bir hafta önce oğlumla şehir dışına çıkmak zorunda kaldık, onuda çağırdık ama gelmek istemedi bizde gelini annesine bırakıp gittik." dedi.
Gözleri doldu burada, gözlerinden yaşlar süzüldü, kendisininde kanser olduğundan bahsetti, üstelik kanser yayılmıştı, yürümekte zorlanıyordu ve hayatta oğlundan başka kimsesi kalmamıştı, "kendimi yalnız hissediyorum bu halde nasıl kanserle baş ederim oğlumunda üzülmesini istemiyorum ama" dedi, yine tıkandı ağladı, çaresizdi.
Kendisine geldikten sonra devam etmesini istedim, gelini o gün çok üstüne gelmişti, oğluna kavga sırasında sende annen gibi geberip gitmedin demişti, bu söz onun yüreğine oturmuştu, gitmek istemiş ama hastalığı izin vermemiş, o da ölmeye karar vermiş, sabahtan oğlu ile helalleştikten sonra evde ne kadar ilaç varsa içmiş, sonrasında da kimseye haber vermemesi için yakınlarını aramış, bu sayede 112 ile yardım alabilmişti ve bu nedenle burada yoğun bakımda yatıyordu.
Sadece geçmiş olsun diyebildim, destek almasını önerdim, daha fazlası elimden gelmedi, yapılacak bir şeyde yoktu, suicid girişiminde bulunarak yardım çığlığı atmıştı ama bu çığlık gelineydi ve asıl konuşulması gereken gelini ve oğluydu ancak onlar ortalarda yoktu.
Düşünceler içinde uzaklaştım oradan, kadının çaresizlik ve yalnızlık hissi etkilemişti beni..
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2016 Perşembe
24 Kasım 2014 Pazartesi
Yalnızlık Duygusu ve Yalnızlık
Bu gün özellikle yalnız insanlardan ve yalnızlık
duygusundan bahsetmek istiyorum. Öncelikle yalnızlığın tanımını yaparsak
yalnızlık bir insanın boşluk duygusuyla beraber ait
olamama duygusudur. Yalnızlık sadece başkaları ile beraber olamamanın ötesinde
farklı bir duygudur. Yani kalabalıklar içinde de insan kendisini yalnız
hissedebilir. Yalnız insan kendisini bir yere ait hissedemez dolayısı ile ait
olduğu toplumdan da çeşitli derecelerde kopmuştur. Diğer insanlarla iletişim
kurmak istemez veya iletişim kuracağı içsel ve dışsal olanaklardan yoksundur.
İçsel olanakları kişinin konuşabilme yetisi, dil bilgisi, ortak bir konu
bulabilme yetisi, fiziksel özellikleri ve kişiyi iletişim kurmaya yöneltecek
istek ve dürtülerdir. Dışsal olanaklar ise kişinin içine girebileceği kendisine
uygun gördüğü daha doğrusu aidiyet duygusunu hissedebileceği insan veya
insanlardır. Bu iki koşuldan birinde sorunlar varsa kişinin yalnızlık duygusunu
hissetmesi kaçınılmazdır. Böylece ait olamayarak kopukluk hissini ve boşluk
duygusunu da yaşamaktadırlar. Buradan da anlaşılabileceği gibi 2 çeşit
yalnızlık vardır. Bunlar yalnız kalmayı isteyen ve yalnız kalmak istemediği
halde yalnız kalanlardır. Her iki durumda da yalnızlık söz konusu olsa da yalnızlık
duygusu öznel bir duygudur.
Bazen içsel ve dışsal olanaklar yeterli olsa da kişi yalnız kalmayı
tercih edebilir. Bu durumlara bakarsak özel kişilik bozukluklarında böyle bir
durum olasıdır. Bu durumu açıklarsak: Kişi çevresinde ki insanları sevmemekte
ve kin duymaktadır ancak bu durum benlikçe kabul edilebilir ve dışa vurulabilir
bir davranış ve düşünce değildir. Bu nedenle süper ego tarafından baskılanır.
Benlik bu düşünceleri baskılamak yerine farklı savunmalarda kullanabilir.
Bunlar yadsıma ve yansıtmadır. Bu yolla öncelikle ben böyle düşünmüyorum
diyerek yadsır sonra da karşımda ki böyle düşünüyor diyerek de yansıtır. Bu
yolla çevresinde ki insanlar onu sevmiyordur ve ona kin besleyen insanlar
olmuşlardır. Bu insanlara göre korunma yolu yalnız kalmaktan geçer. Bunun
dışında bazı insanlar inzivaya çekilerek yalnız kalırlar. Bu tarz insanlar
kendilerini dünyevi bağlardan kopararak çile çekerler. Bu durumda da yalnızlık
söz konusudur. Yine çok ciddi ruhsal bozukluklarda yalnızlık oldukça sık
görülmektedir daha doğrusu yalnız olmak ruhsal bozuklukların şiddetini
arttırmaktadır. Tabi yukarda anlatılan durumlarda yalnızlık duygusu tamamen
kişiye özgüdür. Çoğu kişi yalnızlık duygusunu içinde bulunduğu durumu
rasyonelize ederek bastırabilir. Böylece yalnız kalsa bile yalnızlık duygusunun
rahatsız edici çatışmasını yaşamayacaktır. İşte bu savunmalar zayıflarsa ve
benlik zayıf düşerse yalnız kalmanın sonucu olan yalnızlık duygusu çok daha
şiddetli hissedilecektir.
Özetlersek yalnızlık, yalnızlık
duygusunu oluşturmakta sadece bir ön koşuldur. Her yalnız insanın yalnızlık
duygusunu aynı düzeyde yaşaması mümkün değildir. Ancak benliği zayıflatan
ruhsal bozukluklarda veya karakter olarak zayıf benlik gücüne sahip kişilerde
yalnız kalınmadığı durumlarda dahi yalnızlık duygusu yaşayabilir. Yani
yalnızlık duygusu kişiye göre değişen bir duygudur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)