Bu gün kendi gözümde ve düşünce sistemimde kendinden veren ve isteyen kişilerin nasıl birbirlerinin istek ve duygularını anlayamadığından buna rağmen nasıl bir araya gelebildiklerinden bahsedeceğim. Çoğu zaman karşıdan sadece isteriz ve onun ne istediğini veya neye ihtiyacı olduğunu pek düşünmeyiz. İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara hesabı davranırız. Genelde kendinden veren kişi herhangi bir şeyi ruhen veremeyecek durumda da olsa bile maske takarak karşısındakine yardım etmeye çalışır. Bu sırada kendinden veren taraf içten içe alıcı, isteyen konumunda olmayı da istemektedir. Bunu açık açık söyleyemese de kendi dünyasında birisine yardım eden kişi "benimde yardıma ihtiyacım olduğunda sen de bana yardımcı olacaksın" şeklinde bilinç dışı bir antlaşma da yapmaktadır. Ancak insanların karakterleri pek değişmez, önceden nasılsa sonradan da öyle devam eder. Böylece kendinden veren kişi yardıma ihtiyacı olduğunda, yardım ettiği kişi yinede ondan yardım istemeye devam eder. Bu noktada kendinden veren kişi ciddi bir iç çatışma yaşar. "Hep yardımcı oldum kendimden verdim, şimdide ben düştüm ama yine kendimden vermemi istiyorlar" şeklinde düşünceler oluşur. Bu noktada kendinden veren kişi ya davranış değişikliğine gider ve katı bir şekilde karşısındakini durdurur yada depresyona girerek bu dönemi bunalımlı bir şekilde yaşar. Burada iki farklı durum söz konusudur. Birincisi kendinden veren kişinin uygun olmamasına rağmen maske takarak yani karşısındakini aldatarak yardıma devam etmek istemesidir. Ayrıca yapılan yardımda bilinç dışı da olsa ikincil kazançlar güdülmektedir. Yani kendinden veren kişi kendi duygu ve düşüncelerini, sınırlarını yeterince çizmemiştir. İkinci durum alan, isteyen kişinin karşısında ki kişinin ne kadar zor durumda olduğunu anlayamamış, onunla empati yapamamıştır. Ek olarak isteyen kişilerin de genel olarak isteyen ve bağımlı kişiler olması ve bağlanabilecekleri birini aramaları bu iki insanın etkileşimini kolaylaştırmıştır. Bu etkileşim ise ancak sistemin tersine dönmesi ile bozulur. Nitekim yukarıda anlatılan örnekte de sistemin tersine dönmesi veya dayanılamayacak düzeye ulaşması ile sistem çökmektedir.
Sonuç olarak kendinden veren bir kişiyseniz ve bunu her koşulda yapıyorsanız, kendi iç dünyanıza dönerek samimiyetinizi sorgulamanız önemlidir. Çünkü ileride daha büyük sorunlar yaşamanız kaçınılmaz bir durumdur.
çatışmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çatışmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Kasım 2014 Salı
19 Kasım 2014 Çarşamba
Normal insan nedir?
Normal insanın istatistiksel tanımına bakılırsa; normal çoğunluğun yaptığı şeye denilebilir, yani çan eğrisinde çanın içinde kalan insanlara normal denilebilir. Peki bu durumun tarihsel süreç açısından veya herhangi bir ortamda çoğunluğun yaptığı davranış açısından normallik doğrulanabilir mi? Örneğin 450 turist kapasitesine sahip bir tatil köyünde 50 çalışan personel olduğunu düşünecek olursak burada insanların % 90'ı çalışmıyor, her hangi bir iş yapmıyor, yüzüyor ve yemek yiyor, artıklara ve çöplere ellemiyor, kalan % 10'luk kısım ise gece gündüz demeden bu çoğunluğun ardında bıraktığı kirliliği temizleyip onların bakımını yapıyor, burada normal olan hangisidir. Çoğunluğun davranışı mı, azınlıkta kalanlar mı? Bununla ilgili olarak topluma yön veren insanlar, önderler, fikir sahipleri, yazarlar, şairler ve sanatçılar her zaman azınlıkta kalmış asla çoğunluk olamamıştır öyleyse bu insanlara normal değildir diyebilir miyiz? Örnekleri bu şekilde arttırmak mümkündür, istatistiksel olarak normal tanımı belkide sadece bilimsel çalışmalarda kullanılması daha uygun olabilir, sosyal ve ruhsal yapısı olan insanı normalize etmek istatistiksel bir tanımla pek mümkün görünmemektedir.
Normalliğin klinik ölçütlerine bakılırsa; insanın çevreye uyum sağlaması, insanda ruhsal bozukluğun olmaması, insanın iç çatışmalarının dengede olması, gelişimsel olarak uyumlu olmak şeklinde normalliği inceleyebiliriz.
İnsanın çevreye uyumuna bakılacak olursa öncelikle çevrenin nasıl olduğunu ele almak gerekecektir. Çevre toplumdan topluma, kültürden kültüre değişebilen, dış etkenlerle devamlı etkileşim halinde olan çağa ve zamana göre farklılık arz eden bir yapıdadır. Bu nedenle de çevreye uyum sağlanması, toplumun isteklerine uygun davranma normalliği karşılar mı sorusunu sorabiliriz. Bir köy yerinde erkeklerin kahveye gidip oyun oynaması, kadınların ise akşama kadar çalışması o köyün yapısı itibari ile normaldir, peki böyle bir ortamda kitap okuyan, eşine yardım eden bir erkek normal değil midir? Yine ülkemizde duyguların açıkca ifade edilmesi hoş karşılanmaz bu nedenle genelde insanlarda (özellikler kadınlarda) ruhsal sıkıntılar bedensel sorunlar şeklinde ortaya çıkmaktadır ancak Avrupa ülkelerinde bu durum çok nadir olarak görülmektedir. Verilen iki örnekte de çevreye uyum sağlanmıştır ancak bu durumlardan hangisi normaldir? Buradan da anlaşılabileceği gibi çevreye uyum sağlamakta normalliğin karşılığı olma konusunda yetersiz kalmaktadır.
İnsanda ruhsal bozukluğun olmaması konusuna bakarsak çevremizde de görebileceğimiz bazı insanlar kendilerinden son derece memnun olabilirler ancak bunlar aynı zamanda bencil, kinci, insanların arkasından iş çevirdiğini düşünen, insanları sömüren ve her durumda çevresini suçlayan insanlar olabilir. Böyle bir durumda bu kişiye ruhsal sorunu olmadığı için normal demek mümkünmüdür. Ters şekiklde yakınını kaybeden birinin yas sürecini yaşaması anormal bir durum olabilir mi? Bu örneklerle de analışlacağı gibi ruhsal bozukluğun olmaması normalliğin ölçütü olmaktan biraz uzakta kalmaktadır.
İnsanın iç çatışmalrının denge halinde olması konusunu açacak olursak çatışmayı yaratan id, ego, süperego arasında ki uyumsuzluklardan kaynaklanır, ego bu uyumu sağlamak için çeşitli savunma düzenekleri kullanarak çatışmayı bastırmaya çalışmaktadır. Peki bütün savunma düzenekleri normal midir? Örneğin bölme, içe atma, çözülme, dönüştürme savunma düzenekleri çoğu zaman normalin dışında kalabilecek savunmalardır. O halde bir insanın çatışmalarının dengede olması onun normal olduğunu göstermediği sonucuna ulaşabiliriz.
Gelişimsel olarak uyumlu olmaktan kastedilen "insanın sekiz evresi" kuramına göre kişinin sağlıklı olarak bu evrelerde kazanacağı temel güven, özerklik, girişimcilik, beceri, çalışma, kimlik duygusu, yakınlaşma, üretme ve en son olarak da benlik bütünlüğüne ulaşmaktır. İnsan bu evrelerde kazanması gereken bu özellikleri kazanabildiği ölçüde normaldir denilebilir.
Dip not olarak Freud'a göre normalliğin koşulları sevmek ve çalışmak'dan ibarettir.
Normalliğin klinik ölçütlerine bakılırsa; insanın çevreye uyum sağlaması, insanda ruhsal bozukluğun olmaması, insanın iç çatışmalarının dengede olması, gelişimsel olarak uyumlu olmak şeklinde normalliği inceleyebiliriz.
İnsanın çevreye uyumuna bakılacak olursa öncelikle çevrenin nasıl olduğunu ele almak gerekecektir. Çevre toplumdan topluma, kültürden kültüre değişebilen, dış etkenlerle devamlı etkileşim halinde olan çağa ve zamana göre farklılık arz eden bir yapıdadır. Bu nedenle de çevreye uyum sağlanması, toplumun isteklerine uygun davranma normalliği karşılar mı sorusunu sorabiliriz. Bir köy yerinde erkeklerin kahveye gidip oyun oynaması, kadınların ise akşama kadar çalışması o köyün yapısı itibari ile normaldir, peki böyle bir ortamda kitap okuyan, eşine yardım eden bir erkek normal değil midir? Yine ülkemizde duyguların açıkca ifade edilmesi hoş karşılanmaz bu nedenle genelde insanlarda (özellikler kadınlarda) ruhsal sıkıntılar bedensel sorunlar şeklinde ortaya çıkmaktadır ancak Avrupa ülkelerinde bu durum çok nadir olarak görülmektedir. Verilen iki örnekte de çevreye uyum sağlanmıştır ancak bu durumlardan hangisi normaldir? Buradan da anlaşılabileceği gibi çevreye uyum sağlamakta normalliğin karşılığı olma konusunda yetersiz kalmaktadır.
İnsanda ruhsal bozukluğun olmaması konusuna bakarsak çevremizde de görebileceğimiz bazı insanlar kendilerinden son derece memnun olabilirler ancak bunlar aynı zamanda bencil, kinci, insanların arkasından iş çevirdiğini düşünen, insanları sömüren ve her durumda çevresini suçlayan insanlar olabilir. Böyle bir durumda bu kişiye ruhsal sorunu olmadığı için normal demek mümkünmüdür. Ters şekiklde yakınını kaybeden birinin yas sürecini yaşaması anormal bir durum olabilir mi? Bu örneklerle de analışlacağı gibi ruhsal bozukluğun olmaması normalliğin ölçütü olmaktan biraz uzakta kalmaktadır.
İnsanın iç çatışmalrının denge halinde olması konusunu açacak olursak çatışmayı yaratan id, ego, süperego arasında ki uyumsuzluklardan kaynaklanır, ego bu uyumu sağlamak için çeşitli savunma düzenekleri kullanarak çatışmayı bastırmaya çalışmaktadır. Peki bütün savunma düzenekleri normal midir? Örneğin bölme, içe atma, çözülme, dönüştürme savunma düzenekleri çoğu zaman normalin dışında kalabilecek savunmalardır. O halde bir insanın çatışmalarının dengede olması onun normal olduğunu göstermediği sonucuna ulaşabiliriz.
Gelişimsel olarak uyumlu olmaktan kastedilen "insanın sekiz evresi" kuramına göre kişinin sağlıklı olarak bu evrelerde kazanacağı temel güven, özerklik, girişimcilik, beceri, çalışma, kimlik duygusu, yakınlaşma, üretme ve en son olarak da benlik bütünlüğüne ulaşmaktır. İnsan bu evrelerde kazanması gereken bu özellikleri kazanabildiği ölçüde normaldir denilebilir.
Dip not olarak Freud'a göre normalliğin koşulları sevmek ve çalışmak'dan ibarettir.
Etiketler:
çatışmalar,
Freud,
id ego süperego,
normal,
ruh,
uyum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)