10 Kasım 2014 Pazartesi
Eğitim Hayatı, Kitaplar ve Okuma Alışkanlığı
Bu gün eğitim hayatı, kitaplar ve okuma alışkanlığı üzerine bir değerlendirmede bulunacağım, hepimiz hayatımız boyunca sürekli ve kesintisiz olarak altı yaşından beri eğitim almaktayız, kimisi lise kimisi üniversite okuyarak hayatına devam ediyor ancak belli bir grup insan daha var ki onlar üniversitenin üzerine akademisyenlik ve uzmanlık için eğitimlerine kesintisiz devam ediyor, lise veya üniversiteden sonra iş hayatına atılan insanlar için derse yönelik olmayan kitapları veya romanları okumak daha olanaklı olmakta ancak eğitimine devam eden kesim içinse eğitim aldığı alana yönelik kitapları okumak zorunda kalması, bu kitapların öğrenilme zorunluluğunun olması dolayısıyla mecburi kitap okuma zorunluluğunda kalma nedeniyle bu kesim insanların yavaş yavaş okumaktan soğuduklarını, sadece ve sadece mecburi okumak zorunda oldukları alan kitaplarını okudukları ve okuma alışkanlıklarını, okuma şevklerini kaybettikleri görülmektedir.
Bu durumdan sorumlu olan sadece eğitimin ezberci olması değil tabi ki, çoğumuzun aileden gelen bir okuma kültürünün olmadığı aşikardır. Ayrıca konuyu genetik açıdan değerlendirecek olursak ülkemizde kaç kuşaktır okuma alışkanlığı vardır, daha doğrusu okuma yazma bilen insan oranı yüz yıl önce yüzde iki-üç civarında olduğu düşünülürse aileden genetik olarak aktarılan bir okuma alışkanlığımızın da olmadığı ortadadır. Yani geçmişimizden getirdiğimiz olumsuz özelliklerimiz de okuma kültürümüzde eksikliğe neden olduğu söylenebilir.
Bunun yanında toplumda kitap okuyan bir insanın köy kahvesindeki halini, yine sahilde kitap okuyan bir insana diğerlerinin bakışını varın siz düşünün, okuyan insana bakış açısında dahi bir farklılık vardır, okumak çoğu insanın aklında "ineklik" olarak kalmakta ve olumsuz bir özellik gibi aktarılmaktadır. Bu düşünceye sahip olan insan içinde aslında okuyamamanın verdiği olumsuz duyguları savuşturma çabası olduğu da söylenebilir. Toplumun bakış açısı da genel olarak insanları okumaktan uzaklaştırdığı söylenebilir.
Bununla beraber televizyonların, akıllı telefonların artışı ile beraber kısa yoldan ve tükenmeyecekmiş gibi duran kaçış alanları da oluşmaktadır. Zamanın çoğu bu işlevselliği düşük eğlenceye yönelik ancak insanın düşünce sistemini fakirleştiren makinelerle harcanmakta ve bütün dikkatimiz buna harcanmaktadır. Böylece kitabı okuyacak dikkatimiz kalmamakta yarım bırakılan, unutulan kitaplarımızın sayısı artmaktadır.
Özetleyecek olursak okumak zorunda bırakıldığımız kitaplar, okuma alışkanlığının kuşaklar boyu aktarılmamış olması, toplumun kitap okuyana bakış açısı, akıllı telefonlar ve televizyonlar bizi kitap okumaktan uzaklaştırmaktadır. Eğer kitap okunmasını istiyorsak bu konularda işlevsel adımlar atılması gerekmektedir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder