12 Nisan 2015 Pazar

12 Nisan

Nihayet işe başladık, aslında başlayalı 1 aya yakın oldu, iş heyecanı ile unuttuk her şeyi, neyse ilk geldiğim zaman bana kömürlükten bozma bir oda verdiler, sanırım beni test edip tepkimi ölçmek istediler, çok açık tepki koymadım sadece yazılı ve imzalı olarak taleplerimi ilettiğim bir yazı düzenleyip teslim ettim, odadaki tüm eksikleri yazdım, onlara göre duvarlar boyanıp bir tablo asılsa sorun kalmayacaktı ancak benim talepleri okuyunca hemen başka bir odaya gönderdiler beni, genişlik olarak önceki ile aynı olsa da fiziki anlamda daha insani bir odaya geçmiş bulundum, neyse tekrar bir talep listesi düzenleyip gönderdim belki gözleri korkar da geniş bir odaya alırlar beni. Yanımda çalışan personelin o bölgenin insanı olması da ayrı bir dertti, gelen herkesi tanıması başvuranlarda sorun oldu, e tabi çocukluğunu gördüğün sümüklü çocuk şimdi senin dertlerini duyuyor, neyse özel olarak oralı olmayan birini istedim, onlarda yine oralı ama biraz alakasız birini verdiler yanıma ancak asıl sorun burada başladı, bu personel fazla kimseyi tanımamakla beraber sokakta oynayan bir ilkokul çocuğundan daha fazla yardımı dokunamadı, ömründe ilk defa bilgisayar gören bir insanı, temel işi bilgisayar olan bir konuma getirirlerse ne kadar yardımı olur siz düşünün artık, ona tahammül etmek zorunda olmak bir yana bana yardımcı olması ve işlerimi hızlandırması gerekirken beni ekstradan yavaşlattı, hem kendi hem onun işini yapıyorum şimdi, neyse böyle giderse bende isyan bayrağını açıp adam gibi iş bilen bir personel talep edeceğim. Neyse ki bu aptal saptal sorunlar arasında iş yoğunluğum şimdilik düşük ki bu duruma sabrediyorum. Ancak 2-3 ay sonra burada bazı şeylerin değişeceği açık. Ha bu arada bu benim ilk nöbetim, 24 saat tutacağım, şimdilik sıkıntı yok...

10 Mart 2015 Salı

10 Mart

        Dün itibari ile "bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi"ni bitirdim ilk bakışta yazar hakkında yorum yapmak gerekirse, yazarın iç dünyasının fazlasıyla kitaba yansıdığını düşünüyorum, anlatılanların gerçek olaylar olmadığını ancak zaman zaman gerçeklerle kesiştiği düşünüyorum, eğer anlatılanların hepsi doğruysa da araştırması açısından ödüle layık bir kitap yazmış. Olaylar döngüsünün kurmaca olduğunu var sayarsak eğer yazarın hayattan beklentisi olmadığını ve içinde ki tüm öfkeyi kitabında ki ana karakterlerin çoğunun hayatına hazin sonlar getirerek çıkardığı görülmektedir. Bununla beraber bir karakter için uzun uzadıya hikayeler yazmak yerine kısa kısa karakterler arasında uçuşan hikayeler anlatması da bağlanma ile ilgili olarak sorunları olduğunu akla getirmektedir.  Son olarak da tarz olarak orijinal gördüğüm bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
      8 Mart Dünya Kadınlar Gününde muhtemel bir zehirlenme nedeniyle çok sıkıntılı geçirdim, bütün gün yataktan çıkamayacak bir halde ve ağzıma tek lokma atmadan yatarak ağrılarla geçirdim, gecesinde de korkunç mide ağrıları geçirerek uyumaya çalıştım. Gece 3 gibi sanki üstüme biri oturuyormuş hissiyle uyandım, koşarak lavaboya yetiştim, soğuk terler dökerek istifra ettim, devamında korkunç bir göğüste yanma hissiyle sabahı ettim. Sabah kalbimde sorun mu var korkusuyla kardiyoloji polikliniğine başvurdum, doktorun önerisi ile ekg, eko ve kan tetkikleri yapıldı, büyük ihtimalle bir sorun olmadığı ama perikardit olabileceğim ve 45 yaş üstü olsaymışım eğer beni direk servise yatırabileceğini söyledi, öneri olarak göğüs ağrın artarsa ekg çektir gel dedi, neyse ki göğüs ağrım ertesi gün tamamen geçti bende an itibari ile sağlıklı olmanın keyfini çıkarıyorum.
    Bu arada tebligat hala yayınlanmadı, bu gün buradan ayrılışım için gereken evrakları imzalatmaya başladım, başlayacağım yerin istediği evrakları da yavaş yavaş topladım, buradan ayrılacağım (kurtulacağım) günü heyecanla bekliyorum.

3 Mart 2015 Salı

3 Mart

            Geçen hafta yeni bir kitaba başladım, kitabın adı "bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi", kitabın yazarı Ayfer Tunç, 2009 yılında yayınlanmış bir kitap, genel olarak kısa kısa karakterlerin hayat hikayelerinin birleştirilerek anlatıldığı farklı tarzıyla öne çıkan bir kitap.
            Bunun dışında hala atama için tebligat bekliyorum, bu konu ile ilgili bir gelişme maalesef yok, neden tebligat için araya bu kadar zaman koyarlar hiç anlayamadım? Neyse beklemekten başka yapılacak bir şey yok.
            Bu gün çalıştığım kurumda bir hasta yanında gizlice getirdiği çakısını çıkararak, personeli tehdit etti, çakısını kardeşinin boğazına dayadığı yetmiyormuş gibi ütüne birde çevredeki hastaların boğazlarına bıçakla saldırmaya çalışıp personeli sıkıştırdı. O sırada orada bulunan bütün personel ne yapacağını şaşırmış, bir bölümü donup kalmış, bir bölümü odalara kaçarak kendilerini kilitlemişler, olay bir süre sonra polisin gelmesi ile sonlanmış. Hasta apar topar taburcu edilerek gönderilmiş.  İşin saçma yanı bu olaydan sonra en ufak bir suçluluk ve sorumluluk hissetmeyen bölüm yöneticilerinin işlerini tüm rutiniyle yapmaya devam ederek herkesi kendilerinden biraz daha soğutmalarıydı.

26 Şubat 2015 Perşembe

26 Şubat

         Bugün benim için önemli bir gün atamam belli oldu, tebligat bekliyorum artık, 15 güne çalışmaya başlarım.
         Zamanımı kitap okuyarak geçiriyorum, Oscar Wilde okuyorum bu ara, tek romanı olan "Dorian Gray'ın Portresi" sanat sanat içindir düşüncesi ile yazılmış yaratıcı bir kitap, narsisitik kişilik bozukluğunu, bir miktar da antisosyal kişilik bozukluğunu net olarak anlatıyor.



14 Ocak 2015 Çarşamba

hayatta unuttuğum şeyler var mı?

Unutmak insanoğlunun elinde olan bir yetenek değildir. Unutmaktan çok hatırlayamayız ya da hatırlamak istemeyiz. Hatırlamak istemediklerimizi de unuttuk sanırız. Unutmak, duruma göre ağır bir hastalığın belirtisidir aynı zamanda. Unutmayı isteyen insanlarda da bu isteğin kaynağında yine ağır bir ruhsal rahatsızlık yatar. Unutmak ve belli ölçüde unutmamak bir anlamda terazinin dengede kalmasıdır, kötü anılardan unutmadıklarımız canımızı yakmayacak derecede, hatırlanmak istendiği ağırlıkta hatırlanır, böylece denge sağlanır. Eğer her şeyi hatırlayabilseydik bu acı altında çoğu kişi yaşayamazdı. Dolayısı ile bazı şeyleri gerçekten unuturmuyuz yoksa unutmak mı isteriz iç içe geçmiş bir bilinmezliktir. Unutulanların derecesini ise ego gücünün yeterliliğine ve baş edebilme yetisine bağlıdır. Egomuz ne kadar anıları bastırıp bize bir şeyleri unutturursa o kadar yoğun bir enerji kaybetmektedir. Eğer unutma ihtiyacı duyduğumuz olumsuzluklar egonun gücünü aşarsa artık ego kontrolü azalacak ve dağılma söz konusu olacaktır. Bu durumda unutulmaya çalışılan hoşnutsuzluk yaratan anılar su yüzüne çıkarak katlanılması zor sıkıntılara neden olurlar. Bu açıdan hayatta unuttuğun şeyler senin ego gücünün yeterliliğine ve mantığına bağlıdır. Unuttuğun şeyler-anılar sana zarar verebilme ihtimali söz konusu ise bu anılar ego tarafından bastırılarak sana unutturulacaktır. Evden çıkarken unuttuğun anahtar gerçekten dalgın olduğun için mi unuttun? Yoksa unutmuş olmak için gece uyuyamayıp dalgınlaştın mı? Asla unutmaman gereken önemli bir başvuru tarihini çok işin olduğu için mi unuttun? Yoksa unutmak için mi çok iş yaptın? Her türlü unutkanlığın altında önemli dinamikler bulunmak zorunda değildir ancak önemli unutkanlıklar derinlemesine inceleme ve değerlendirme gerektirir. Hayatta unuttuğum şeyler var elbette, neler olduklarına verilecek cevapsa maalesef bende değil.