3 Mart 2015 Salı

3 Mart

            Geçen hafta yeni bir kitaba başladım, kitabın adı "bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi", kitabın yazarı Ayfer Tunç, 2009 yılında yayınlanmış bir kitap, genel olarak kısa kısa karakterlerin hayat hikayelerinin birleştirilerek anlatıldığı farklı tarzıyla öne çıkan bir kitap.
            Bunun dışında hala atama için tebligat bekliyorum, bu konu ile ilgili bir gelişme maalesef yok, neden tebligat için araya bu kadar zaman koyarlar hiç anlayamadım? Neyse beklemekten başka yapılacak bir şey yok.
            Bu gün çalıştığım kurumda bir hasta yanında gizlice getirdiği çakısını çıkararak, personeli tehdit etti, çakısını kardeşinin boğazına dayadığı yetmiyormuş gibi ütüne birde çevredeki hastaların boğazlarına bıçakla saldırmaya çalışıp personeli sıkıştırdı. O sırada orada bulunan bütün personel ne yapacağını şaşırmış, bir bölümü donup kalmış, bir bölümü odalara kaçarak kendilerini kilitlemişler, olay bir süre sonra polisin gelmesi ile sonlanmış. Hasta apar topar taburcu edilerek gönderilmiş.  İşin saçma yanı bu olaydan sonra en ufak bir suçluluk ve sorumluluk hissetmeyen bölüm yöneticilerinin işlerini tüm rutiniyle yapmaya devam ederek herkesi kendilerinden biraz daha soğutmalarıydı.

26 Şubat 2015 Perşembe

26 Şubat

         Bugün benim için önemli bir gün atamam belli oldu, tebligat bekliyorum artık, 15 güne çalışmaya başlarım.
         Zamanımı kitap okuyarak geçiriyorum, Oscar Wilde okuyorum bu ara, tek romanı olan "Dorian Gray'ın Portresi" sanat sanat içindir düşüncesi ile yazılmış yaratıcı bir kitap, narsisitik kişilik bozukluğunu, bir miktar da antisosyal kişilik bozukluğunu net olarak anlatıyor.



14 Ocak 2015 Çarşamba

hayatta unuttuğum şeyler var mı?

Unutmak insanoğlunun elinde olan bir yetenek değildir. Unutmaktan çok hatırlayamayız ya da hatırlamak istemeyiz. Hatırlamak istemediklerimizi de unuttuk sanırız. Unutmak, duruma göre ağır bir hastalığın belirtisidir aynı zamanda. Unutmayı isteyen insanlarda da bu isteğin kaynağında yine ağır bir ruhsal rahatsızlık yatar. Unutmak ve belli ölçüde unutmamak bir anlamda terazinin dengede kalmasıdır, kötü anılardan unutmadıklarımız canımızı yakmayacak derecede, hatırlanmak istendiği ağırlıkta hatırlanır, böylece denge sağlanır. Eğer her şeyi hatırlayabilseydik bu acı altında çoğu kişi yaşayamazdı. Dolayısı ile bazı şeyleri gerçekten unuturmuyuz yoksa unutmak mı isteriz iç içe geçmiş bir bilinmezliktir. Unutulanların derecesini ise ego gücünün yeterliliğine ve baş edebilme yetisine bağlıdır. Egomuz ne kadar anıları bastırıp bize bir şeyleri unutturursa o kadar yoğun bir enerji kaybetmektedir. Eğer unutma ihtiyacı duyduğumuz olumsuzluklar egonun gücünü aşarsa artık ego kontrolü azalacak ve dağılma söz konusu olacaktır. Bu durumda unutulmaya çalışılan hoşnutsuzluk yaratan anılar su yüzüne çıkarak katlanılması zor sıkıntılara neden olurlar. Bu açıdan hayatta unuttuğun şeyler senin ego gücünün yeterliliğine ve mantığına bağlıdır. Unuttuğun şeyler-anılar sana zarar verebilme ihtimali söz konusu ise bu anılar ego tarafından bastırılarak sana unutturulacaktır. Evden çıkarken unuttuğun anahtar gerçekten dalgın olduğun için mi unuttun? Yoksa unutmuş olmak için gece uyuyamayıp dalgınlaştın mı? Asla unutmaman gereken önemli bir başvuru tarihini çok işin olduğu için mi unuttun? Yoksa unutmak için mi çok iş yaptın? Her türlü unutkanlığın altında önemli dinamikler bulunmak zorunda değildir ancak önemli unutkanlıklar derinlemesine inceleme ve değerlendirme gerektirir. Hayatta unuttuğum şeyler var elbette, neler olduklarına verilecek cevapsa maalesef bende değil.

30 Kasım 2014 Pazar

Farklı Kişilik Yapılarında Sevgi - 2

       Bu yazıda narsisistik ve borderline kişilik yapısındaki sevgiden bahsedilecektir.

       Narsisistik kişilik yapısındaki sevgiye bakıldığında; bu kişilik yapısındaki insanlar kendini beğenen, üstün olduklarını ve eşsiz olduklarını düşünen insanlardır. Başkaları veya sevgi bağı kurulacak kişiler onların büyüklüğünü onaylayacak kişilerdir. Bu insanlar kendisini sömürten insanları yanında tutarken sömürtmeyenleri değersizleştirilerek uzaklaştırılır. Bu kişilik yapısındaki insanlar ilişkilerinde karşısındakinin bireyselliğini, gereksinimlerini istediği zaman doyurmasını ve ilişkiyi bitirmesini istemezler. Bu yüzden ilişkileri ya sevgilinin değersizleştirilip bırakılması ya da büyük patlamalarla son bulur. Eğer terk edilirlerse ciddi narsisistik yaralanmalara neden olarak intihar davranışını dahi gösterebilirler.

      Borderline kişilik yapısında sevgi ve ilkel sevgi; borderline kişilik bozukluğuna sahip insanlarda daha önce tanımladığımız tüm sevgilerin tek kişide ortaya çıkması mümkündür. Ancak bu kişilik yapısında daha öncelikle ilkel sevgi görülmektedir. İlkel sevginin belirtileri sevgiliye aşırı bağımlılık, gerçeği değerlendirmede bozulma, inkar ve ilişkinin çevreden dışlanmasıdır. Burada sevgilinin yüceleştirilmesi, ülküleştirilmesi durumu söz konusudur. Bu nedenle de sanki onun devamıymışcasına bir bağlanma ve sevgiliye sahip olma davranışı gözlenir. Sevgilinin aşırı değerli görülmesi nedeniyle onun olumsuz yanları görmezden gelinir yani inkar edilir. Bu durum o kadar abartı olur ki sevgilinin hangi özelliğinin gerçek hangisinin ülküleştirmeden kaynaklandığı anlaşılamaz sanki gerçeği değerlendirmesi bozuk gibi bir görüntü çizer. Bu noktada sevgilinin ülküleştirilen özellikleri ne kadar gerçeklerden kopuksa sevgide o kadar ilkel olmaktadır. Bu tarz ilişkilerde çevreden sık sık onu tanıdıktan sonra çok değişti, onurunu kaybetti, yazık oldu tarzında uyarılar gelir ve ilişki onaylanmaz. Bu tepkilerin ilkel sevgide tanısal değeri vardır. Ancak ilişki tüm olumsuzluklara rağmen devam ettirilir.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Farklı Kişilik Yapılarında Sevgi - 1

      Sevginin çeşitleri olarak burada farklı kişilik yapılarına sahip bireylerde görünen sevgiden bahsedeceğiz.

      İlk olarak depresif kişilik yapısında sevgiyi anlatırsak; bu kişiliğe sahip insanlarda kendinden önce başkaları gelir. Bu insanlar başkalarının mutluluğu ve huzuru için çalışırlar. Kendileri ise çile ve acı çekerler. Bu insanlarda doyurulamaz bir sevgi açlığı nedeniyle başkalarına sevgi gösterisinde bulunduğu düşünülmektedir. Bu insanların tek sevgi kaynağı, sevgi gösterdiği insanlardır. Bu insanlara sevgi göstererek kendisine de sevgi gösterileceği ikincil düşüncesi mevcuttur. Ayrıca gösterilen bu abartılı sevgi kişinin içindeki düşmancıl düşünceleri de gizleme işlevi de vardır.

     Obsesif kompülsif kişilik yapısında sevgi; bu kişiliğe sahip insanlarda öncelikle karşısındakinin kontrol altında tutulması ve yenilmesi gerekir. Yani bu kişiliğe sahip olanlar karşısındakine acı çektiren, sürekli kontrol altında tutan, zayıflığını gösteren, belli etmeden ezen insanlardır. Sevgi için gereken yakınlığa, anlayışa ve esnekliğe yer yoktur. Bu insanlar için önemli olan sevginin sıcaklığı ve doyuruculuğu değil sevginin kurallara uyup kontrol altında olmasıdır.

     Histerik kişilik yapısında sevgi; bu kişiliğe sahip insanlarda yüzeysel ilişkiler ve şıp sevdilik ön plandadır. Bu insanlar özellikler kara sevdalı rolüne kendisini kaptırmış gibidirler. Bu insanların büyük aşkları aynı büyüklükte bitmekte ve unutulmaktadır. Bu insanlarda temelde derin ve sürekli ilişki kurma sorunları ve kimlik sorunları olabilir.

25 Kasım 2014 Salı

Kendinden Veren Kişi - İsteyen Kişi

           Bu gün kendi gözümde ve düşünce sistemimde kendinden veren ve isteyen kişilerin nasıl birbirlerinin istek ve duygularını anlayamadığından buna rağmen nasıl bir araya gelebildiklerinden bahsedeceğim. Çoğu zaman karşıdan sadece isteriz ve onun ne istediğini veya neye ihtiyacı olduğunu pek düşünmeyiz. İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara hesabı davranırız. Genelde kendinden veren kişi herhangi bir şeyi ruhen veremeyecek durumda da olsa bile maske takarak karşısındakine yardım etmeye çalışır. Bu sırada kendinden veren taraf içten içe alıcı, isteyen konumunda olmayı da istemektedir. Bunu açık açık söyleyemese de kendi dünyasında birisine yardım eden kişi "benimde yardıma ihtiyacım olduğunda sen de bana yardımcı olacaksın" şeklinde bilinç dışı  bir antlaşma da yapmaktadır. Ancak insanların karakterleri pek değişmez, önceden nasılsa sonradan da öyle devam eder. Böylece kendinden veren kişi yardıma ihtiyacı olduğunda, yardım ettiği kişi yinede ondan yardım istemeye devam eder. Bu noktada kendinden veren kişi ciddi bir iç çatışma yaşar. "Hep yardımcı oldum kendimden verdim, şimdide ben düştüm ama yine kendimden vermemi istiyorlar" şeklinde düşünceler oluşur. Bu noktada kendinden veren kişi ya davranış değişikliğine gider ve katı bir şekilde karşısındakini durdurur yada depresyona girerek bu dönemi bunalımlı bir şekilde yaşar.               Burada iki farklı durum söz konusudur. Birincisi kendinden veren kişinin uygun olmamasına rağmen maske takarak yani karşısındakini aldatarak yardıma devam etmek istemesidir. Ayrıca yapılan yardımda bilinç dışı da olsa ikincil kazançlar güdülmektedir. Yani kendinden veren kişi kendi duygu ve düşüncelerini, sınırlarını yeterince çizmemiştir. İkinci durum alan, isteyen kişinin karşısında ki kişinin  ne kadar zor durumda olduğunu anlayamamış, onunla empati yapamamıştır. Ek olarak isteyen kişilerin de genel olarak isteyen ve bağımlı kişiler olması ve bağlanabilecekleri birini aramaları bu iki insanın etkileşimini kolaylaştırmıştır. Bu etkileşim ise ancak sistemin tersine dönmesi ile bozulur. Nitekim yukarıda anlatılan örnekte de sistemin tersine dönmesi veya dayanılamayacak düzeye ulaşması ile sistem çökmektedir.
         Sonuç olarak kendinden veren bir kişiyseniz ve bunu her koşulda yapıyorsanız, kendi iç dünyanıza dönerek samimiyetinizi sorgulamanız önemlidir. Çünkü ileride daha büyük sorunlar yaşamanız kaçınılmaz bir durumdur.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Yalnızlık Duygusu ve Yalnızlık


            Bu gün özellikle yalnız insanlardan ve yalnızlık duygusundan bahsetmek istiyorum. Öncelikle yalnızlığın tanımını yaparsak yalnızlık bir insanın boşluk duygusuyla beraber ait olamama duygusudur. Yalnızlık sadece başkaları ile beraber olamamanın ötesinde farklı bir duygudur. Yani kalabalıklar içinde de insan kendisini yalnız hissedebilir. Yalnız insan kendisini bir yere ait hissedemez dolayısı ile ait olduğu toplumdan da çeşitli derecelerde kopmuştur. Diğer insanlarla iletişim kurmak istemez veya iletişim kuracağı içsel ve dışsal olanaklardan yoksundur. İçsel olanakları kişinin konuşabilme yetisi, dil bilgisi, ortak bir konu bulabilme yetisi, fiziksel özellikleri ve kişiyi iletişim kurmaya yöneltecek istek ve dürtülerdir. Dışsal olanaklar ise kişinin içine girebileceği kendisine uygun gördüğü daha doğrusu aidiyet duygusunu hissedebileceği insan veya insanlardır. Bu iki koşuldan birinde sorunlar varsa kişinin yalnızlık duygusunu hissetmesi kaçınılmazdır. Böylece ait olamayarak kopukluk hissini ve boşluk duygusunu da yaşamaktadırlar. Buradan da anlaşılabileceği gibi 2 çeşit yalnızlık vardır. Bunlar yalnız kalmayı isteyen ve yalnız kalmak istemediği halde yalnız kalanlardır. Her iki durumda da yalnızlık söz konusu olsa da yalnızlık duygusu öznel bir duygudur.
Bazen içsel ve dışsal olanaklar yeterli olsa da kişi yalnız kalmayı tercih edebilir. Bu durumlara bakarsak özel kişilik bozukluklarında böyle bir durum olasıdır. Bu durumu açıklarsak: Kişi çevresinde ki insanları sevmemekte ve kin duymaktadır ancak bu durum benlikçe kabul edilebilir ve dışa vurulabilir bir davranış ve düşünce değildir. Bu nedenle süper ego tarafından baskılanır. Benlik bu düşünceleri baskılamak yerine farklı savunmalarda kullanabilir. Bunlar yadsıma ve yansıtmadır. Bu yolla öncelikle ben böyle düşünmüyorum diyerek yadsır sonra da karşımda ki böyle düşünüyor diyerek de yansıtır. Bu yolla çevresinde ki insanlar onu sevmiyordur ve ona kin besleyen insanlar olmuşlardır. Bu insanlara göre korunma yolu yalnız kalmaktan geçer. Bunun dışında bazı insanlar inzivaya çekilerek yalnız kalırlar. Bu tarz insanlar kendilerini dünyevi bağlardan kopararak çile çekerler. Bu durumda da yalnızlık söz konusudur. Yine çok ciddi ruhsal bozukluklarda yalnızlık oldukça sık görülmektedir daha doğrusu yalnız olmak ruhsal bozuklukların şiddetini arttırmaktadır. Tabi yukarda anlatılan durumlarda yalnızlık duygusu tamamen kişiye özgüdür. Çoğu kişi yalnızlık duygusunu içinde bulunduğu durumu rasyonelize ederek bastırabilir. Böylece yalnız kalsa bile yalnızlık duygusunun rahatsız edici çatışmasını yaşamayacaktır. İşte bu savunmalar zayıflarsa ve benlik zayıf düşerse yalnız kalmanın sonucu olan yalnızlık duygusu çok daha şiddetli hissedilecektir.
            Özetlersek yalnızlık, yalnızlık duygusunu oluşturmakta sadece bir ön koşuldur. Her yalnız insanın yalnızlık duygusunu aynı düzeyde yaşaması mümkün değildir. Ancak benliği zayıflatan ruhsal bozukluklarda veya karakter olarak zayıf benlik gücüne sahip kişilerde yalnız kalınmadığı durumlarda dahi yalnızlık duygusu yaşayabilir. Yani yalnızlık duygusu kişiye göre değişen bir duygudur.